Text

"Kimsenin" kendini çok iyi tanıyamayacağını düşünüyorum, bilinmezliklerle doluyuz…
Ancak kendimizde sadece keşfettiğimiz yönlerimizle ilgili tespitlerimiz olabilir. Piyano keşfedilmeden önce Mozart iyi piyano çalabileceğini nereden bilecekti ki?
Bu sebeple kendimle ilgili belirli ve emin olduğum konular haricinde kesin konuşmuyorum.. Mütevazılık mı? Belki.
Hayattan beklentilerle de ilgili bu, ne istediğimi asla bilemeyeceğim mesela.
Kötü bir şey mi? Pek sanmıyorum…

Text

Zevkler ve Renkler Tartışılmaz Aldatmacası

Uzun zamandır veya ben kendimi bildim bileli, karşımdakinin beğenilerine, zevklerine falan yorumda bulunurken zevkler ve renkler tartışılmaz diyerek bir kaçıştırma başlardı hep, çoğu insandan duydum bunu.. babam dahil. Bazen bende kullandım. Benimsediğim şeyi gereksizce eleştirenlere karşı, ama çoğu zaman da yadırgadım. Zevkler ve renkler pek tabii tartışılabilir. Zevkler ve renkler insanın iç dünyasına açılır. Bu iki özellik karşınızdaki insanda açmaya çalıştığınız çoğu kapının anahtarı olabilir. Ne bileyim mesela tanışma safhasında ilk olarak zevkler ve ilgi alanları sorgulanır, kafa yakınlığı ve ortak noktalar tespit edilir. Daha sonra istenirse renkler kısmından kişinin iç dünyasına inilebilir deneyimli biri tarafından. Ama biz sıradan insanlar renklerin olayından pek anlamayız.. Ben odamın rengini severim, diğeri de arabasının rengini sever falan filan. Renk daha gereksizdir. Lakin renk daha önemlidir. Siz beyazı severken diğer eleman siyahı seviyorsa onla mutlu olmayı düşünemezsiniz. Bu duruma bir çok örnek verilebilir. Zevk için durum ayrıdır… Siz dağa tırmanmayı seviyorsanız, partneriniz de skydiving seviyorsa, Türkiye şartlarında biraz pahalıya patlar ama çeşitlilik olur, macera olur, iki tarafta kendini bi konuda geliştirmiş olur. Bence ilişki uzmanları bi noktayı kaçırıyorlar, önemli olan zevk, ten falan değil renk uyumudur. Mesela ben tumblr dashboard’ın rengini aşırı olmasa da seviyorum. Ondan buradayım..

Zaten yedi tane nota var kaç farklı beste yapılabilir ki…. En iyisi siz Another Brick in the Wall söyleyin…

Text

Tüm sevenleri ölmüş olan kişi yalnızlığın en genel ifadesidir… Zaman kavramı yoktur onun için. Olsa olsa zaman, karşı karşıya kaldığı olaylarda ne kadar yalnız olduğunu hatırlatır. Adım adım bunalıma gider. Genç kızlarımızın, oğlanlarımızın ‘ayh çok yalnızım yea’ dedikleri zamanlar onlara inanmamak gerekir. Pek tabii çevresindeki insanlar ona çok gelmiştir, aranıyordur, fazla atraksiyon bence iyi değildir.

Text

Slash’ın yanmayan saçları.

bence bişey keşfetti bu, sürüyo saçına başına. ondan yanmıyor o saçlar. ben olsam amerikan patent enstitüsüne başvurup tescillettirirdim. lan yıllardır “bu herifin saçları neden tutuşmuyo” diye düşünür dururum, aklıma başka açıklama gelmiyor. her klibinde, konserinde ağızda o sigara. saç desen konsolos köpeği gibi afedersin. hayır, metalci adam bu. alkol, esrar, tiner, her türlü bok var. barut fıçısı gibi dolaşıyo. biz askerde cephaneliğe bile plastik terlikle girerdik “havaya uçmayalım” diye. bunun bu güne kadar yaşaması mucize.  allah korusun, o saçlar bi harlansa ne yapacaksın slash efendi? cümle new york itfaiyesi gelse, tazyikli su sıksa yine söndüremezler. ne şekil kalır, ne de o karizma. ondan sonra çık piyano tepelerine, istediğin kadar solo at, istediğin kadar civciv ez. kimse sikine takmaz, madara olursun metal camiasına..

sozluk yazarından çogzel ince bi tespit.

Text

bi daha olmasın.

Ne kadar anlamsız bi laf. Sonuçta sen de insansan bende insansam, bi daha olur, kesinlikle olur. Olmamasına imkan yoktur. İnsan hatalar yaparak kendini geliştirir. Bence de bi daha olmalı. Ya da tek kullanımlık olmalı ‘bi daha olmasın’. Kullan at olmalı. Çünkü tek kullanımlık olduğunda anlamlı olur. Bi daha olmasın dediğinizde bi daha olursa ne olur. Tekrar bi daha olmasın derseniz karşıdaki insan sizin kişiliğinize tükürse yeridir. O bakımdan bu tip lafları hazırlayıp halkın kullanımına açan anonim abiler çağımıza daha uygun kalıplı cümleler getirmeliler. Belki de biz getirmeliyiz. Hatta ben getirdim bile, ‘mütemadiyen olmasın’. Olabilir ama olmasın işte.

Text

aslında.

"Bigün" gelipte yaşamın neresinde olduğunuzu sorduğunuzda kendinize; bugüne nasıl ulaştığınızı, neleri isteyerek yaptığınızı, kendiniz için, ama yalnızca kendiniz için neler yaptığınızı, yol alırken yaptığınız seçimlerin kime ait olduğunu, ama gerçekten kime ait olduğunu, sadece siz istediğiniz için neler yaptığınızı sorduğunuzda yanıtın aslında hiç de beklediğiniz gibi olmadığını algılarsınız.. Eğer yanıtlayabiliyorsanız tabi bi de.. işte o " bigün", kaçıp biyerlere gitmek istediğiniz o " bigün", eğer kolay yolsa seçtiğiniz, ya da aslında belki de en zoru.. Kaderinizi sevmeyi seçebilirsiniz.. O güne dek sahip olduklarınızı yitirme korkusu size, "kaderinizi sevmeye çalışmanızı" tembihler. Bugünü olduğu gibi kabullenmek demektir bi başka söylemle kaderini sevmeye çalışmak.. Kendinle ve başkalarıyla savaşmayı, yarışmayı, konuşup tartışmayı bırakmak demektir.. geldiğiniz noktayı benimser ve bi daha hiç bu soruları sormamaya gayret edersiniz kaderinizin devam eden kısmında..

Eğer kaderci olmaya karar verirseniz, o zaman kendinize sormanız gereken ilk soru “hayatınızın ne kadarı sizin kontrolünüzde”dir. Bu hayat gelmeyi, doğduğumuz çevreyi, ebeveynlerimizi, okuduğumuz okulu, arkadaşlarımızı, çevremizi, ülkemizi, ana dilimizi ve hatta bizim gelecekte oluşturacağımız fikirlerin temelini hiç bir şekilde biz seçmeyiz. Bunlar bize öyle ya da böyle seçtirilir. Tüm bu gerçeklikle yüzleştiğinizde kaçıp gitmek gibi bir seçiminiz ne yazıkki seçenekler arasında yoktur. Sonuçta bu noktadan sonra kaderinizi artık sever misiniz yoksa küfreder misiniz o an içinde bulunduğunuz şartlara göre değişir. Ancak şu da bir gerçek ki, bu hayata her ne kadar isteyerek gelmesek de bazı evrensel bilgileri ve değerleri hazır bir şekilde buluruz. Bu durumda yapılabilecek şey elinizdeki imkanları en iyi şekilde değerlendirip bu bilgi birikimine bir şey eklemeye çalışmaktır (ekleyebilir veya ekleyemeyebilirsiniz ancak denersiniz). Sonuçta kestiğiniz ağacın yerine yenisini dikmelisiniz…

Text

Türkiye bir muz cumhuriyeti olsa hepimiz da mutlu mesut yaşıyor olurduk inanın bana. Muz cumhuriyetlerinde internet siteleri yasaklanir, askerler medyaya bağrınır, başbakanlar ona buna dayılık yapar, vatandaşlar en çok kim muz verirse ona meyleder.

Link
Quote
"Yakında ansiklopedileri de yasaklarlar içinde sik geçiyor diye…"

— ANSİKLOPEDİ

Text

bi’ şeyler eksik.

İnsanların sırf karşısındakileri veya birilerini mutlu etmek için onlara söylediği yapmacık sözler ne kadar da anlamsız. Aslında hayat bi oyun sözünün mantığı burada saklı bence. Karşımızdaki insanlara çoğu zaman oyunlar oynuyoruz. Kesin olarak onlar da bize aynısıyla karşılık veriyorlar. Bunu engellemenin mümkün olacağını zannetmiyorum çünkü insanın doğasında olan birşey bu. Ama farkedebilmek mümkün.

İnsanoğlunun kendi arasında oynadığı oyunları anlamanın bir çok yolu vardır. Ve bu oyunlar belki de kategorilere ayrılabilir. Sosyal hayat, İş hayatı, Aşk hayatı… böyle gider. Mesela aşk hayatında, bir kadının egosunu tatmin eden erkektir… Dolayısıyla kadının gönlünü hoş tutmak için erkek ona arada kaldığı konularda yalanlar söyleyecektir. Bu hayatın devamı için gereklidir. ‘Aslında dün nasıldın hatırlamıyorum ama bugün idare edersin’ şeklindeki cümleler yapmacıktır. ‘Hayatım bugün çok tatlısın veya güzelsin şeklindeki cümleler de. Bi insan insan gözüyle gerçekten hoş bir yapıya sahip ise her zaman öyledir. Giydiği kıyafetlere göre değişmemelidir bana kalırsa herşey. İnsanlar bu gibi şeylerden lise hayatında haz almaya başlarlar. Hani böyle bir deyim varmış.

Sevdiceğine diyorsa güzel adamdır.
Gönlünü gıdıklayana diyorsa hoş adamdır.
Her önüne gelene diyorsa adam değildir.

Ben olsam sevdiceğime pembe tablolar çizmek yerine, madem ki onu seviyorum bundan kutsal bişey olamaz, eksikleri ve beğendiğim yönleri rahatça açıklarım. Tabi karşıdaki bunu anlayacak kadar kendini geliştirmişse sevgim devam eder.

İş hayatında da durum farklı değildir. yine şıklık yarışı vardır, belki de marjinallik. İnsanlar bu tip şeyleri hep öne geçmek için kullanırlar.

Belki de biraz ağır olacak ama, insanların suratına göz göre göre yalan söylemektense, insanlara anne babalara bu bilinci verip herkesin ne bok olduğunu yüzlerine vurmak gereklidir. Kişiler ancak bu şekilde kendilerine çeki düzen verirler. Aynı Atatürk’ün yaptığı gibi…